Pelé’yi sadece “çok gol atan bir oyuncu” olarak tanımlamak, gökyüzünü “üstümüzde bir şey” diye tarif etmeye benzer. O, gol atmanın ne anlama geldiğini yeniden yazan ilk futbolcuydu. Ondan önce gol vardı; Pelé’den sonra gol fikri vardı.Pelé’nin en çarpıcı özelliği, golü tek bir beceriye bağlamamasıdır. Sağ ayak, sol ayak, kafa vuruşu… Bunlar temel enstrümanlardı. Asıl fark, hangi anda hangisini seçeceğini bilmesiydi. Ceza sahasında panik yoktu; zaman Pelé için yavaşlardı. Savunmacı hamle yaparken o çoktan bir sonraki pozisyonu oynamaya başlamış olurdu.Hava toplarında fiziğe meydan okuyan bir ustaydı. 1.73’lük boyuna rağmen zamanlama ve sıçrama tekniğiyle uzun stoperleri saf dışı bırakırdı. Kafa golleri kuvvetten değil, doğru açıdan gelirdi. Topla buluştuğu an, kaleci için genellikle “geçmiş zaman” olurdu.Pelé’nin gol repertuvarında yaratıcılık merkezi bir yerde durur. Röveşatalar, yarım voleler, beklenmedik plase vuruşlar… Ama bunlar şov için değil, en mantıklı çözüm olduğu için tercih edilirdi. Onu özel kılan da buydu: estetik, verimliliğin yan ürünüdür.Bir diğer kritik nokta, Pelé’nin oyun okuma becerisiyle golcülüğü birleştirmesidir. Sadece bitirici değildi; pozisyonu başlatan da oydu. Savunmanın dengesini bozan koşuyu yapar, pası atar, sonra ceza sahasında yeniden belirirdi.Pelé’nin gol becerileri, futbolu küresel bir dile dönüştürdü. Onun attığı goller sadece skor tabelasını değil, oyunun hayal gücünü de değiştirdi.